Bu eğitim modelinde öğrencinin günde 8-9 saatini bir arada geçirdiği öğretmenleri, yalnızca birer eğitmen değil, aynı zamanda eğitim sürecinde birer rehber ve rol modeldir. Çocuklarımız, bu süre boyunca öğretmenleriyle güçlü bir bağ kurar ve onları ebeveynlerinin doğal bir uzantısı olarak görür. Böylece, öğrenme süreci yalnızca sınıfta verilen bilgilerden ibaret olmaz; aynı zamanda günlük yaşamın akışı içinde, güven ve sevgi temelli bir ilişki içerisinde şekillenir.
Bu bağlamda, özellikle İngilizce öğretmeni kritik bir rol üstlenir. Öğretmen, öğrencisiyle yalnızca İngilizce iletişim kurar. Ancak bunu yaparken öğrencisini anlamaya, ihtiyaçlarını sezerek cevap vermeye özen gösterir. Çocuk, İngilizce konuşmanın özel bir çaba ya da yapay bir etkinlik olmadığını, tam tersine hayatın doğal bir parçası olduğunu fark eder. Öğretmeniyle oyun oynarken, yemek yerken ya da günün farklı anlarında iletişim kurabilmek için İngilizceyi kullanması gerektiğini gözlemler ve bunu deneyimleyerek öğrenir.
Bu yaklaşım sayesinde, çocuğumuz İngilizceyi yalnızca ders saatlerinde değil, günün her anında doğal bir iletişim aracı olarak kullanır. Böylece İngilizce, onun zihninde ezberlenmesi gereken kurallar bütünü olmaktan çıkar, günlük yaşamın bir parçası haline gelir. Bu da İngilizce öğrenimini kalıcı kılar ve çocuklarımız dili bir daha unutamayacak şekilde içselleştirir.
Ayrıca, bu yöntem yalnızca dil öğrenimini değil, aynı zamanda çocuğun özgüvenini ve iletişim becerilerini de güçlendirir. Çocuk, ikinci bir dilde kendini ifade etmenin ne kadar doğal ve mümkün olduğunu deneyimleyerek öğrenir. Böylelikle farklı kültürlere, farklı insanlara ve farklı bakış açılarına daha açık bireyler haline gelir.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2000 yılı Nisan ayında 2511 sayılı Tebliğler Dergisi'nde yayınlanan, 30.03.2000 tarihli Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'nın 32 numaralı kararına istinaden, bu eğitim modeli tüm yasal ve akademik çerçevelere uygun olarak uygulanmaktadır.